Çouk için en zor şeylerden biri şüphesiz ki taşınmaktır. "Aşkın tayini çıkmamalıydı ve 657’ye tabiydi/Çocukluğumun bütün aşkları…" (1) böyle demişti şair.

  Veysel bir çocuk olarak ailesiyle göç ettiği Avusturya’da kültür şoku yaşamaktadır. Bunun yanında yaşadığı aşk -ya da adına ne derseniz onu deyin- o duygu karmaşası işleri daha karmaşık, sarmaş dolaş bir hale getiriyordur. Bunun yanında daha önce terör örgütü bünyesinde bulunan, etkin pişmanlık yasasıyla hapis yatmış babasıyla, babasını inkar eden ağabeyi arasındaki çatışmayla da çapraz ateş altında kalmıştır. Evdeki huzursuz ortam, okuldaki baskı onu rahatsız etmektedir.

  Daha sonra abisinin hapse düşmesi, komşusu olan Kadir’in Veysel’e yardım etmesi tüm işleri için iyi yönde bir ivme kazandırır. Tüm varoluşunu okulda öğretmeninin verdiği "bir şiir okuyun." ödevinde Aşık Veysel'in şiiri/türküsü'nü Almanca okumak üzerine kurmuştur Veysel. Komşusunun yardımıyla da sadece yarım sene Avusturya yaşantısı olmasına rağmen şiiri ezberler. Fakat yine karşısına bir problem çıkar. Şiiri okumak istediği sıra Veysel'in sevdiği kız olan Ana üzgün bir şekilde öğretmeninin yanında oturmaktadır. Öğretmeni istediğini yarın okuması üzerine reddeder.

  Aynı sosyal konutlarda oturan Veysel ve Ana toplu taşımada giderken Veysel Ana’nın yanına oturur ve konuşurlar. Ana Veysel’in Almanca bildiğine ilk kez şahit olur. Tüm gün gezer takılırlar.

  Ama ne yazık ki, çocukluğun bütün aşkları bu kez 657’ye tabii olmasa da buralarda sonu mutlu hikayeleri pek bilmezlermiş. Bavyeralı büyük Usta Michael Haneke'nin öğrencisi Hüseyin Tabak 2012 Altın Portakal ödülünün sahibi filmi Deine Schöneist Ist Nichts wert / Güzelliğin On Par’ Etmez (2013) ile bizlere yaklaşık 90 dakikalığına gurbette çocuk olmanın ruhuna götürüyor.


___________________________________________________________
(1) Yaşam Ağrısı, Güven Adıgüzel

Yorgunluk

Yorgunluk
Elli kiloluk un çuvalı gibi
Omuzları ağrıyan hamallar
Hep Kırkbeş yaşında
Sanarsın dünya
Dünyayı kurtardığını sanan
Toy okul talebelerinin omzunda.

Yorgunluk,
Un çuvalında bir toz un olmakta.

Camını kendim kestiğim akvaryumda
Japon balığı insanları dünyanın
Ben bir çikletim sanki
Bütün akvaryumun suyu pullarımda
Japon balıkları elli gram japon balıkları
Kırkbeş saniyelik hafızaları
Bir toz parçası un kahvaltıları

Yorgunluk
Akvaryumda hafızası güçlü bir balık olmakta.

Sallanan olta, atılan file, trol ümitler
Her türlü takıldığımız ağlar kaderin
Süzgeçini çırpan hamsiler aslında denizlerin
Tavada pişecek parlak gözlü balıklar
Una bulanıyor, yapışmasın birbirine diye.

Yorgunluk
Yakalanıp kaçmaya çalışmakta.

Denizin dibinde yosun olma görevi kimin acaba?