Algı falan filan

  Bu mecrada siyasi içerikli paylaşım yapmayacağım demiştim ama ara sıra mecbur kalıyorum. Rahatsız olanlar lütfen unfollowlasınlar. Şimdi yazmazsam içimde kalacak. Umarım son olur. 

  Sabah haberleri izliyordum. Haber kanallarından geçerken S Haber’de canlı yayını görüp dinledim. Muhabir; 28 Şubat’ta da şöyle olmuştu, böyle olmuştu diyordu. Güldüm. 28 Şubat’ta askere yamananlar 28 Şubat’tan nemalanma peşindeydi. Sonra hemen haberden sonra 28 Şubat yüzünden -suçsuz olduüu halde- hala adli problemlerle uğraşan bir kişinin tivitlerini okudum. Dün gözaltına alınan üç polis şefi hakkındaki görüşlerini yazmıştı. İşte onlardan birisi adına bazıları - uydurma suçlarla 56 gazeteci gözaltına aldığı söyleniyor.- elleri arkadan kelepçelendiği için sitem ediyordu. Teröristler bile böyle göz altına alınmamış. Terörist, 28 Şubat’la hala başı dertte olanlar mı acaba?

  Şimdi yapılan operasyondan zulüm diye bahsetme çabalarını da görüyorum. Zulüm başka bir şey, onu da şükür ki biliyoruz:

  Hukuksuzlıuk diye bağırıyorlar ama Kilis’te sabaha karşı bastıkları IHH ofisini hatırlamıyorlar. Hatta bir de bir gazete El Kaide operasyonu demişti internet sitesinden, hiçbir suç olmadığı halde.

  Algı operasyonu diyenlere, Cemaat’in gazetesinde mobbing’e uğrayan Zeynep abla bir fotoğrafla cevap verdi. Cemaat’in Tel-Aviv sorumlusuydu sanırım bu bey, artık yazamıyor mu ki?

  Haksız yere yapılması planlanan Selam ve Tevhid operasyonları ve hatta daha günyüzüne çıkmadan kaybolan diğer operasyonlardan çevremde etkilenen ya da operasyonlar yapılamadığı için etkilenmeyen bir sürü yakınım var. Zulmü kim planlamıştı? Bu iğrenç iki yüzlülüğe karşı bir çift laf etmeden geçip gidemedim. Kusura bakmayın.

  Algı’yı yönetmeye niyetlenenler, Hukuksuzluğu hukuk mercilerinde bulunan personelleriyle örtenler umarım cezalarını alırlar. Bir daha da kimse böyle bir şeye yeltenemez. Kimse polisler şöyle tutuklandı, böyle tutuklandı demesin. 17 Aralık’ta haksız yere aldıkları insanların haklarını ödeyebilirler mi? Hiçbir suçu olmadan aldıkları insanların, diğerlerinin değil.

  Şimdi, 17 Aralık’ta darbe yapacağını sanarak burnu iki metre havada yürüyen polislerin eline kelepçe takılmasın mı?


Bir Sahne

Les Hommes Libres/Özgür Adamlar -2011

***

  II. Dünya Savaşı yılları, Paris. Şehir Merkezindeki Camii - sanırım ki Fas tarafından idare ediliyor. - kurban bayramının sabahı, namazla şereflenmektedir. 

  Bir şekilde o gün yasadışı sayılan sol ve Cezayir milliyetçisi örgütlerle tesadüfen ilişkili olan Younes (Tahar Rahim), küçük bir Yahudi kızı baskın yapan Gestapo ve Nazi birliklerinin elinden kurtarabilmek için komplekste aramaktadır.

  Şöyle ki, o günlerde Yahudiler’e, Fas veya Cezayir pasaportu ayarlanarak Nazilerin elinden kaçırılmaktadır. Gizlendikleri yer de camiinin tabanında çeşitli çıkışları olan sığınakvari mekandır.

  Bu Yahudi kız çocuğu, kız kardeşinin kaybettiği oyuncağı bulmak için sığınakvari mekan terk edilirken camii kompleksinde kalmıştır. Younes, kızı bulur ve kaçan kalabalığın peşine takılırlar. Karşısına Nazi birlikleri çıkar.

  Younes ve kıza hareketlenen askerleri o sırada bayram namazının hutbesini vermek için mimberde olan İmam görür. Cemaate “hemen hızlıca çıkışa doğru yürümelerini” söyler. Cemaat kalkar ve çıkışa yürür. Younes ve kız kalabalık sayesinde dışarı çıkabilir.

***

Kestik. 

Kalp İçin Ne Denilebilir?

  Bir arkadaşım, sevdiğim bir arkadaşım bir menkıbe (menkıbe yerine başka bir şey demem gerekiyorsa düzelteyim.) anlattı:
 
  Sanırım mahşer günü bir genç peygamber efendimize sarılır ve bırakmaz. Melekler ayırmaya çalışır ama genç ayrılmaz. Efendimizden şefaatçi olmasını ister. Efendimiz kabul eder. O sıra Ramazan ayı çıkar gelir ve gençten kendisinin alacağı bir hakkın olduğunu söyler. Ramazan ayında hiç oruç tutmayan gençten hakkını isteyen Ramazan ayı peygamberimizin müsaadesiyle hakkını alır. Genç cehenneme gönderilir.  

***

  Leylâ İpekçi’nin bugünkü yazısının başlığı: Ramazan Gecelerinin Şahitliğinde. Yazı, “Dünya Ateş Altında” diye başlıyor.

***

  Ben çok iyi konuşamıyorum. Sanki bildiğim bir dili unutmuş gibiyim.

***

Ramazan geceleri mahşerde herkesten hakkını alacak; ben dahil. O gün geldiğinde de korkarım konuşamayacağım. Umarım o gün mutlu olurum.

Geçmişi anımsarken Günlüğümden:

  Her şeyin romatikleşmeye başladığı yıllardı. Liseye gidiyor, İntifada marşı dinliyor, Edward Said okuyordum. 

***

  Bir grup arkadaşım bana bir sınırlara sıkılmışlığı tavsiye ediyordu. Ama hangimizin zihinlerinde yer alan sınır çizgileri misak-ı milli’ye sıkışabilirdi? Benimki sıkışmıyordu ve bunu yüksek sesle söylemekten çekinmiyordum. Bazılarının hoşuna gitmiyordu hala da gitmiyor. Ben bildiğimi okumaya devam edeceğim, çünkü aklım, vicdanım ve hatta kalbimle doğru olanın bu olduğunu düşünüyorum.

  İki uçlu her ortamda fikirlerimi, düşündüklerimi söylediğimde sıkıntı yaşıyorum. Zira benim söylediklerim iki kutup için de bir sentez gibi sentezden de daha çok bir üçüncü yol gibi gözüküyor. İki tarafı da memnun etmeyen bir üçüncü yol. Beni kısmen memnun eden ve mutluluk, kabul edilebilirlik gibi parametler bakımından en iyi üçüncü yol. Bu “üçüncü yol” felsefesini bir filozoftan yine liseye giderken bir yaz tatilinde öğrenmiştim.

  Liseyi yeni bitirdiğim sıra Suriye’de iç savaş çıkmıştı. Altı ayda tüm savaşın biteceğine tüm yüreğimle, samimiyetimle inanmıştım. Savaş hala sürüyor, bizi devrime inandıranlar ise ortalarda pek konuşmuyor. Bir devrim olacak, ona hala inanıyorum.

  Her şeyin daha güzel olacağına inanmıştım. Belki saftım. Arap baharıyla beraber bu inancım artmıştı. Mısır’da darbe olduğunda bir televizyonda haber merkezinde çalışıyordum. Herkes gibi ve hatta belki de herkesten biraz  daha fazla canlı izledim.

  Bazı’an tez canlılıkla fazla tepki gösteriyorum. Genelde sakinim ama bazı şeyleri hazmedemiyorum. Bir umut vardı ve bir umut hep var. Umut Kudüs’le aynı anlama düşüyor, biliyorum. Ama yine de her şeyin en kötüsüne kendimi hazırlıyorum. Her şeyin en kötüsüne hazır olmak her şeyin en kötüsü olmayacak demektir.

***

  İsrail, Gazze’ye her Ramazan saldırıyor. Her seçim öncesi de saldırıyor. 

  Kestik.

  Filmi tekrar tekrar oynatırız her Ramazan, aynı sinemada.

***

  Oruç tutuyor, Summertime Sadness dinliyor ve Filistin Uğruna isimli bir kitap okuyorum.

  Üniversiteye gidiyorum. Her şey romantiklikten realizme geçiyor. Yağmur yağıyor, Gazze’ye bomba.